neler oluyordu tam olarak, ben ne yapıyordum, etrafımda ne olaylar dönüyordu? neden her şey bana çok parlak geliyordu ya da çok karanlıktı ortam ve ben hiç bir şey görmüyordum?
Catching Elephant is a theme by Andy Taylor
Ne diyeceğini bilemediğin 10 saniye yaşadığın zaman anlarsın ki aslında hayret ettiğin, şaşırdığın, o dimağını kurutan, damağına batan her laf aslında seni senden uzaklaştıran küçük gemicikler. Ardından kalkıp “bunu ben dedim.” diyebileceğin kaç şey var bir düşün?
öyle “çok konuşuyorsun.” diye fırça atmak kolay, ben söylediğim şeylerin sebeplerinin ardındayım en azından. en nihayetinde sen bana “yalancı” diyemezsin ki? ben yalanımı söylemişim çoktan. “o söylediklerim yalandı.” dediğim zaman, benim yalanım ortaya çıkmış mı oluyor? ben itiraf edince mi yalancı oluyorum? onları senin anlaman gerekmez miydi? hani “seni tanıyorum.” demiştin ya, ben sana ne demiştim hatırladın mı?
hani söylediklerimi yapan insanlar var; oldular, olacaklar. bu insanları izledim ben, hep mutlu oldular. güçlendiler, hedeflerine gittiler ve başardılar. arkadaş bir kendime derman olamadım ben. bana ne zaman “onu yapma.”, “bunu etme.” dedilerse burnum b*ka battı. ne zaman ki kendi yiyeceğim b*ka kendim karar verdim, mutlu oldum. ben kendime yalan söyleyemiyorum ki. diğer insanlara (sen de dahil) yalan söylemek o kadar kolay ki, ben sana hiç “bana güven.” dedim mi? ben hatırlamıyorum. sizin derdiniz, hep aynı. duymak istemeyeceğiniz bir gerçekle yüzleşmeye yakın, batan gemiyi terk ediyorsunuz ama farkında değilsiniz. o filika var ya, filika…
birisi gelir der ki; “of, çok dertliyim.” 15 dakika ver bana, biraz da konuşkan birisi olsun karşımda duran zat, kesin yanımdan ayrıldığında suratında aptal bir sırıtış olur.
birisi gelir der ki; “of, yapamam.” 15 dakika ver bana, biraz da niyeti olsun -ki zaten niyeti olmayan dile getirmez.- kesin yanımdan gider. niye gider? çünkü yapması gerekeni anlamıştır.
ben sana ne yapacağını söyledim mi? hayır.
ben sana ne diyeceğini söyledim mi? hayır.
ben sana neyi nasıl yapacağını söyledim.
ben sana neyi nasıl anlatacağını söyledim.
ben sana, nasıl gideceğini söylemedim ki. ben sana giderken, arkanda bir harabe bırakma dedim.
sen beni dinledin mi? hayır.
O sırada iç dünyamda, iç dünyamın ta…
SaygilarimlaArzEderim.
olay soyle aslinda, bizim eleman bir kizdan hoslaniyor fakat kizla aralarinda belirli engeller var. mesela; ~ kiz farkinda bile degil cocugun ~ denk gelmiyorlar genellikle ~ denk geldiklerinde elemanla aralarinda donen muhabbet 10 dakikayi bulmuyor.
oturduk bizim elemanla hesapta dertlesiyoruz; hayir cay, cay, cay icim baydi zaten neyse… bu anlatiyor da anlatiyor, “abi kiz soyle guzel, boyle cekici, oyle tatli ki anlatamiyorum…” dedikce ben kizi merak ettim. tabii ki derdimize yetisen fesbuk, kizi bana bir gosterdi, iki gosterdi arkadas ucuncude dedim ki “anladim ben senin derdini, olayini.” kapattim telefonu. yaklasik dort bardak (ince belli) caydan sonra bu sefer ben anlatmaya basladim o dinledikce bir garip oldu onu da anlamadim herif agliyor falan… “tacettin,” diyorum caktirmadan “ne is bu adam boyle?” kas goz yapiyorum ki ortami hafiften yumusatalim, birol araya giriyor, “kucukken dayak yememis bu ondan boyle oldu zaar.” ben kilitlendim tabii, zaar ne en basta; adamin dayak yemis olup olmamasinin konuyla ne alakasi var?
konustuk, konustuk ve en sonunda vardigimiz sonuc su oldu;
“seninle bizim kaderlerimiz asla kesismez. biz seninle ayni tasa takilamayiz. senin yurudugun butun yollar, arnavut kaldirimi.”
ben bunu demeseydim keske… elemanda ne umut kaldi ne dirayet… ben bile kotu hissettim kendimi, sanki kizi ben caldim herifin kalbinden… ya da kalbini ben caldim kizin, sakladigi kafesinden…
SaygilarimlaArzEderim.
nerede okumuştum, dinlemiştim, görmüştüm hatırlamıyorum ama aklımda kalanı şu;
“I am not here to save people’s lives, I am just here to ease their pain while they suffer their last breaths to death. I am a medic, not a doctor!”
sonra bir kendime baktım, bir de ayanaya… vay küfürüne koyayım dedim. ben olmuşum fırın ya?
Pis Herifler 001 by Berkadam on Mixcloud
a bi podcast yapsak ya diye başlayan mevzu buralara kadar geldi.. vatana millete hayırlı uğurlu olsun.. düzenli olarak böyle toplaşıp boş boş konuşacağız..
TİKKAT!!!!11 küfür falan içerir, ondan sonra gelip ne pis adamlarsınız falan diye çemkirmeyin.. orasını biz de biliyoruz heralde ki pis herifler diye isim bulduk.
biri: sen napysun
ben: hiç, nöbet tutuyorum...
biri: ne nöbeti
ben: tavan nöbeti
biri: o nedir ya
ben: uyuyamayınca hani
ben: için içini yer
ben: kalksan uyanamazsın
ben: yatsan uyuyamazsın
ben: işte o arada tutulur tavan nöbeti
şimdi diyelim senin elinde bir avuç boncuk var ve sen bu boncukları sayacaksın, uğraşır mısın bir, iki, üç, dört diye? uğraşmazsın. neden? hızlı değil… üç, altı, dokuz diye? yok. niye? çünkü o da ileride zorluk çıkartıyor, alışık değil bünye…
sen neye alışıksın peki?
iki, dört, altı diye gitmeye alışıksın değil mi? niye? çünkü üçüncü iterasyonda altıya geldin zaten, hem de ileride de devam etmesi kolay. refleks gibi oluyor bir yerden sonra.
hah şimdi diyelim sen bu boncuklarını saymaya başladın, saydın, saydın, saydın… şimdi o son bi’tane boncuk kaldı ya elinde, tek, hani böyle, piç gibi kalan o son boncuk var ya?
hah; o, benim işte.
SaygılarımlaArzEderim.
1 / ( ( 1 + √5 ) / 2 ) yaklaşık oranına göre ve 2011’de dünya nüfusunun 6.9 × 10^9 olduğunu bildiğimize göre varsayımsal olarak benim (1 / 4.264) × 10^-9 oranında şansım vardı.
o kadarcık şansa ancak bugün neysek o oluyoruz hali ile…
_________________________________________________
yaklaştırma oranının o şekilde alınmasının sebebi, söylentilerin o orana yakın olmasıyla alakalı, soranlara anlatırım…
Hayatımın kısa özeti.
Rölantide ama duruyor ve mutluluk limitinin hemen üstünde…
cok karmasik bir durum icin basitce ozur diledim ve yagmur yagmaya ba$ladi… o kadar…